9 Kasım 2010 Salı

dans et benimle

sokaklarda dans et benimle, şehrin ortasında, kalabalıklarda...
apartman girişlerinde ve düşler ülkesinde

ben bir anaç kadın olayım
sen yaramaz bir çocuk
ve aşık ol
birden
tanrının bahsettiği big bang gibi
bir noktadan sonsuzluğa saçılalım
ve evren gibi gittikçe büyü
hacimsiz ve hoyratça
ama düzensizce değil

misal sonbahar rüzgar ol
okşa tenimi
misal kış olsun sen üşü
ben bağrıma basayım seni

özlet kendini bazen
hatta küs bana
yüreğime birşey otursun
kelimeler düğümlensin
sonra sen yine çıkıp gel
tıpkı misafirlikteki yaramaz çocuklar gibi.
sonra ben seni affedeyim
yine dans edelim
sokaklarda, kalabalıklarda
şehrin ortasında..

30 Temmuz 2010 Cuma

ben bir pire kızıyım
yüreği ufacık
acıtıyorum canları
büyütüyorum kendimi

büyüm sihrim yok
peri kızı değilim, pire kızıyım
birgün orda, birgün burda
zararlıyım yekten
kovuluyorum yüreklerden

pire kızıyım, emerim kanını
gezerim ordan oraya
yaktırırım yorganları
yaralarım canları

kaçıyorum hergün
yara verip kaçıyorum
iki tırnak tutuyor beni
tükürükte boğuluyorum

28 Temmuz 2010 Çarşamba

farkında değilsin

nazikçe hayır diyorsun
hunharca katlediyorsun beni

farkında değilsin, sevdasından ölenlerin
uykusuzluğun sebebinde değilsin
sormuyorsun neden böyle

bilmiyorsun ki tinerci çocuklar neden çekiyor
o yaşlı teyze beyoğlunda niçin çöp topluyor
sokakları da bilmiyorsun, hikayelerini de
konuşuyorsun sonra ' ben biliyorum '.

ve ben diliyorum
dünya bizim, tüm gördüklerimiz
hatalar bizim
pislikler bizim
hem güzellik de
ölüm de bizim
aşk da bizim
nefret de

işçiler tırmanıyor yokuşu
ellerinde yağ izleri
evlerinin duvarlarında soba isleri
sönük ışıyor evleri
tarhana pişiyor mutfaklarında
başı cemberli kadınlar bekliyor yollarını

farkında değilsin neden kirli bu çocuklar
evler neden bitişik
evler neden alelade
tiksiniyorsun çay içmeğe
diyorsun ki umut ola o evde

farkında değilsin dönüyor dünya
birileri güçleniyor, ötekiler ölüyor
hiç umrunda değil hergünün yitip gitmesi
hiç umrunda değil deli meryemin sevgisi

farkında değilsin neden bu şiir böyle karışık
neden işler iç ice
umrunda değil zaten
kirleniyor dünya gittikçe

gecenin ikisinde

yağmur yağıyor yine istanbula
ancak yalnız kalabildim
sessizlik gecenin ikisinde
üçünde
dördünde
beşinde

babannem ölmüş
pazartesi akşamı aldım haberini. üzülmedim üzülemedim yani
insan bu kadar mı yabancılaşır köklerine ?
özlediğim anılarım olsun isterdim onunla.
olmadı.
insan ne diyebilir ki
başı olmayan cümleler
ama acı veren bitişler ve noktalar

ünlem olamadıysam birilerine benim suçum mudur?
çırpınmadıysa bir kalp bana sebeplisi ben miyim acaba?
uzun yıllar geçiyor, kısacık geçiyor uzun yıllar
yürünmüş yollar var geride
ve önümde
ilerlemeyen yollar

üzgünüm bu gece
bir orhan gencebay şarkısı kadar arabesk
müslüm gürses şarkısı tadında jilet gibi keskin
türküler de kar etmiyor
yetiş ömrüm bugün de bitiyor
sen de bitiyorsun

toprakta tohum filizlenmiyor
boy vermiyor deli sevmeler
hep üzülmeler
hep kırılmalar
hep ayrılıklar.

belki

belki değişir diye geldim
gökyüzünün karanlığı,
geçer günyüzünün aydınlığına

belki yine kekik kokar her yan
belki kuşlar cıvıldaşır başımızda
güneş gerçekten doğar
ve yıldızlar
yıldızlar ışık saçar sevdamızdan

belki ateş böcekleri de söyler şarkımızı
belki bir çocuğun rüyasına gireriz
şekerli bulutlar, çikolatadan ırmaklar

gizli sevda mı oluruz dersin
ve gizliden bakışlar
dokunamayan uzanışlar
çözüm olmayan kaçışlar

sen de seversin belki
o yüce dağları
sarı çiçekli yaylaları
belki gideriz oralara
yuvamız olur
uykumuz bağlanır gecenin birine
umuda uyanırız
ya da hiç uyanmamaya.

15 Haziran 2010 Salı

Bahar doğdu 16 Haziran'da

Küçücükmüşüm, ufacık ve yumuk elleri olan bir bebek işte. Gelirken dünyaya pek iyi gelmemişim huzursuz etmişim anamı,acı çektirmişim ve belki acı da çekmişimdir ; hatırlamıyorum. Zamanın dindirdiği acılar farklı şekillerde ben büyüdükçekuşatmış dünyayı ve ben de bir acı olmuşum. 90'ların o kanlı, acılı ve bir o kadar da ' ahh nerde o günler ' dedirten güzelliğiyle harman olmuşum. Bir anda büyümüşüm zaman geçmiş ve farkında olmamışım. Hep öyle değil midir zaten bir söğüdün gölgesi tadında bir anlık, boğazlanan bir çocuğun kanı gibi acı akar zaman. Geride kalır güzellikler, yalnızlıklar, sevdalar.Sevda bırakmadım arkamda ama yalnızlıklarım oldukça bol...
Adım direniş olsun isterdim, inatçı ve asi ; bir halkın sesi gibi gür, Spartaküs kadar korkusuz, Nazım kadar memleket sevdalısı, Ahmet Arif kadar halktan, Orhan Veli gibi sokaktan ! Bir sevda olmak isterdim bülbülün yüreğinde, uçurumun en dibinde, yıldızların ışığında, galaksinin en ücra köşesinde, Naciye'nin gönlünde, Mecnun'un deliliğinde. Hep küçük bir çocuk olmak isterdim annesi ne verdiyse giyen, babasına hayran, tanrıyı bilmez, kini beslemez, kötülüğü düşünmez. Bir bulut olmak isterdim baktıkça şekli değişen, ay dedeyi saklayan, güneşi haklayan, yağmurları taşıyan.
Büyüdük işte hayallerle, rüyalarla, yalanlarla ve ozanın dediği gibi biz büyüdük kirlendi dünya. 16 Haziran benim günüm, doğduğum gün mutlu mu eder yoksa üzer mi bilinmez, büyüyorum git gide ve küçüleceğim birgün elbette ! Büyüt beni dünya, sar, sarmala ve hep döneceğini bilsem de ben gittiğimde anlamsız olacaksın dünya ... Ben seviyorum iyi kötü herkesi, güzel bir dünya istiyorum ; çocukların tutuklanmadığı, halkların dilini özgürce konuşabildiği, açlıktan kimsenin ölmediği, sevdanın yasak olmadığı ve bütün sınırların kalktığı bir dünya. Kendim için istemiyorum bütün insanlığın ihtiyacı var buna...

1 Haziran 2010 Salı

Filistin Gerçeği ve Türkiye

İsrail uzun zamandır Filistin'i abluka altına almış durumda, askerler yetmiyormuş gibi bir de sivil halk katlediliyor. Bunlarla yetinmeyen katil İsrail hükümeti gelen yardım gemilerine ateş açıyor, İsrail Hükümeti'nin Filistin politikaları üzerine eleştiri yapan vatandaşlar sınırdışı ediliyor. Özellikle İsrail Hükümeti'nin fütursuzca bütün dünyayı hiçe sayan son ' vahşeti ' bütün Türkiye halklarının canını sıkmış durumda. Bugün gördük eylem alanlarında ve İsrail Konsolosluğu önündeki kalabalığı ve öfkeyi. Evet bu oldukça güzel çünkü bir vahşete, katliama karşı duruşumuzu gösterdik ama nerden baktığımız oldukça önemli. Recep Bey ' van minıtz ' dedi prim yaptı amma yine de imzasını attı ! Demek ki van minıtzla olmuyormuş bu işler arkasına bakmak gerekiyormuş. Halkımın ne haddine ! Aynı bakış açısıyla İsrail Hükümeti'nin katliamına tepkide bulundu büyük bir halk kesimi. Alanlarda gördük cübbeli vatandaşları, ülkücü vatandaşları neden ordaydılar ve arkasında ne vardı bu oldukça önemli.
Yıllardır Türkiye'de bir ' kürt meselesi ' var. Siviller TSK ve Polis güçlerince öldürülüyor, üstü kapalı cinayetler işleniyor doğuda ama failleri bir türlü bulunamıyor; bulmaya çalışan savcılar da ya susturuluyor ya da içeri atılıyor. Haydi geçtim 18 yaş üstü kürt sivilleri, küçücük çocuklar öldürülüyor, savunma aracı olarak kullandığı taş suç teşkil ediyor ve onlarca yıl hüküm giyiyor. Aynı içgüdüyle Filistin'deki bir çocuk taş attığı zaman hepimiz alkışlıyoruz ülkücü ve cübbeli vatandaş da alkışlıyor. Türkiye'de puşi takıp gezdiğiniz zaman kürt olmasanız bile gbt'nize bakılabiliyor, sokaktaki birileri ya da milliyetçi kesim de teröristsiniz siz diyor. Ama bugün İsrail Boykot'unda Filistin'e ait puşiyi bize terörist diyenler de takıyor. Şakşaklıyorsunuz terörist Hamas'ı ya kendi içindekiler ? Durum bu kadar basit arkadaşlar.
He bir de şu faşist Hitler'in sözünü ananlar vardı günboyunca. Ne kadar kör bir bakış açısı !Körsünüz suçun halklarda değil, yönetenlerde, çıkar sahiplerinde ve sermayedarlarda olduğunu göremeyecek kadar. Yüreksizsiniz insanlık ayıbına ' kendinize müslüman ' bir şekilde yaklaştığınız için. Korkaksınız kendi içinizdekilerle yüzleşip çözemeyecek kadar. Şimdi hepiniz oturun bir hesap yapın ; kendi faşizminizi ve katliamınızı ne zaman sonlandıracaksınız ?

Ne Mutlu İnsanım Diyene...

FİLİSTİN'E ÖZGÜRLÜK İSTİYORUZ.