12 Haziran 2012 Salı

island blues

mutsuz değiliz de durağanız, herkese rest çekiyor ve yalnızca eşit davrananlarla muhattap oluyoruz. daha fazla ilerleme, orda kal !

20 Mayıs 2012 Pazar

BiM

biz farklı şehirlerde, aşağı yukarı aynı itina ve nizamla yerleştirilmiş bim raflarında buluşuyorduk seninle. öyle bir oyun kurmuştuk sonra seni bim'de bırakıp yağmurlu sokaklarda yürümeye başlıyordum. kocaman ayaklarımın yanlarından patlattığı ayakkabımın içine su tanecikleri kaçıyordu bense yalnızlıktan ve kahırdan müsdarip yoluma devam ediyordum. her şey kendiliğinden gelişmişti, kendiliğimden büyümüştüm bundan 10 sene evvel kocaman gelen sokaklar ve apartmanlar minnacık kalıyordu gözümde, aklımın bir köşesine seni atmış acaba onun da böyle sokakları var mıdır diye düşünüyordum. ilkokuldan eve doğru uzanan yokuşu sekiz yıl boyunca yürümüştüm, boş ve dağınıktı. şimdi bim'in nizamından nasibini almış olacak ki tımar ediyorlardı onu da. hemen sağdaki boş arazi bir inşaatın ıssızlığı olmuştu, yağmur yağarken bağıran işçilerin sesini iletiyordu. onlar ki dünyayı yaratanlardı belki de ama yoktular. eve yaklaştıkça duvar yazılarının değiştiğini, bakkalların değiştiğini, korktuğum sokakların mânâsızlığını farkediyordum. eskiden koca mahallede 2 tane olan bakkal yerini adım başı dikilen minimarketlere bırakmıştı, anlayacağınız bizim sokakta küreselleşen ekonominin çeşitliliğinden nasibini almıştı. ama yine de hiçbiri şemsiyeli çikolata satmıyordu. olsaydı hemen ilk gördüğüm bakkaldan alırdım malum yağmur yağıyor beni belki yağmurdan korurdu. ama ayakkabılarım? onlar yırtıktı tıpkı 10 sene önceki gibi ama bugünkü yırtıklık bana acı vermiyordu belki de başka ayakkabılarım olduğu içindir.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

taksim'in simitçileri


bi çingene hüznüm var, yağmur yağdırıyor şimdi
mikail göz kırpışı olamaz mıydı
şimşek,
eğer tanrı olsaydı.

cumartesi bugün, yorgun, bitkin, perişan
akşam oldu çünkü bütün hafta yorgunluğu atılmalıydı
kızlar odakule'den aldıkları çakma bershka'ları giymişlerdi
çakma konversler, çakma ümitler, çıkma aşklar
ikinci kalite bir hüzne neden olmazlar mıydı?
asılları kader mahkumu eder zaten ne gerek var?

her kelimesi özenle seçilmiş konuşmalar,
müşteri hizmetlerini ararken biriktirdiğimiz haklı öfke
birini sevmeye çalışırken hep sol cebimizdeki otonom düşünce;
ya beni terkederse?

yağmurun yükselttiği toprak kokusunu 3 senedir duyamıyorum
ve
taksimdeki simitçilerin hiçbirine güvenmiyorum;
ya sivil polis çıkıyorlar
ya da ısıtılmış simitleri kakalıyorlar.

lümpen kroleter.

29 Nisan 2012 Pazar

üstelik meyve olduğu halde yıllar yılı sebze diye geçiştirilmiş


şeftali kokulu kiremit renkli oda
mutsuz bugün
pespaye ve kenara fırlatılmış
birkaç milyon ışık yılı uzakta
olması gereken gereksiz
bütün hisler içine doluşmuş
duvarlarındaki kitapların yalnızlıktan
mecali kalmamış
kendilerini fırlatmışlar sağa sola
filmler izlenmemekten şikayetçi kalemler
kör olup yazamamaktan

cebimde iki sinema ya da tiyatro bileti
taşıyacak kadar cesur
olmadım hiç
fazla tahammül etmekten
tahammül edilmeyi unutmuş
45'lik taş plağın isyanını dinlemektesiniz
pikniklerde kazılan ateş çukurunun bir köşesinde
çay demlemekten bıkmış karanlık
benzini renklendiren renkli yazıları karartılmış
aynı şeyler piknik tüpünün üstüne
yerleştirilen eski demir 25 bin lira
için de geçerli
karanlık geceleri aydınlatmak adına
köylü mucidliğinin esirleri bu ikisi

bir namusun bekçiliği görevini
üç nesildir devam ettiren
ceviz çeyiz sandığının halini
düşünemiyorum bile:
bağrına bastığı dantelalar
lifler ve oyaların ağırlığı altında
yıllarca ezildiği yetmiyormuş gibi
evladiyelik de olmuş
yüzümüzü eskittikleri gibi
onu da eskitmişler

suyu sıkılmış limon
hiçbir işe yaramaz
bazı uyanık anneler
kabuklarını önceden
değerlendirmediği sürece
limon suyundan başka
hiçbirşeydir
üstelik meyve olduğu halde
yıllar yılı sebze diye geçiştirilmiş


burdan iki tartışma konusu çıkabilir
meyve ya da sebze gibi gruplara
ayrılmalı mıyız
yoksa hepimiz aynı yolun
yolcusu muyuz
şu da var
çeri domatesleri düşünürsek
onlara erişmek için
belirli bir maddi iyilik haline
erişmemiz de gerekmez mi

karnımızın ağrısını alsın diye kullandığımız
kiremit tuğlaları da düşünürsek
ya misafir için saklanan çatallar
nevresim takımları özel yiyecekler
sadece özel misafirler için
yüzden düşmemesi gereken
o uyarılmış gülücük de
neyin nesi öyle
özel sevişmelere saklanmış
dantelli donlar
özel insanlara yapılan özel makyajlar
kasılmaktan yenemeyen tırnaklar

lütfen biri bana
bunları yazdığım için çıkıp da
gerizekalı desin
ama ince kısmı altın sarısı
ikisi ince biri kalın
üç şeritle çevrilen
sadece özel insanlara sunulan
çay bardaklarına ne diyeceksiniz
bana hiçbir şeyi kanıtlamanızı istemiyorum

özel günlerimde tavan yapan
ama genelde hep üzerimde olan
aksiliğim huysuzluğum yalnız kalma isteğim
özel günüm olmamasına rağmen
öldüren marjinal optimum bileşeniyle
yine üzerimde

canım çok sıkılıyor
iyi geceler

dipnot: ben altta kalmayı
hiç sevmiyorum

lümpen kroleter&cihan ci.

23 Nisan 2012 Pazartesi

"hem insan ne kadar taşıyabilir şuncacık yüreğinde
bunca gemiler bunca tirenler gazeteler
oradan oraya taşırken en kötü haberleri"

 turgut uyar

9 Nisan 2012 Pazartesi

Sevgilim

sevgilim
ecza dolabının raflarında bekle beni
bir tüp diş macunu, bir şişe siyanür
ve zambak kokulu sabunlar

sevgilim
Büyük Millet Meclisi'nde bekle beni
kürsüdeki yerimi ısıt
Güzel Konuşma Dersi vereceğim hiç ağzımı açmadan

sevgilim
iki bilinmeyenli bir denklemde bekle beni
matematik tanrısının sonsuzluk evi
ve akıl hastanesinin sisli bahçesi

sevgilim
bir kedi pençesinde bekle beni
yüreğinde deltalı tırmık izleri
ve karikatür saraylar

sevgilim
polis otolarının fırıl mavi ışığında bekle beni
sakallı kaldırımlar, guguklu saat suçları
ve tarçın kokulu şizofren

sevgilim
Çocuk Kalmışlar Derneği'nde bekle beni
' hepsi pekiyi ' süt dişlerin, korsan gemilerin
ve altını ıslatmış bez bebeğin

sevgilim
bu şiiirin çıkışında bekle beni
saat kulemizi geçenlerde yıktılar



Akgün Akova