20 Temmuz 2012 Cuma

garip

kendini kimsenin yanına yakıştıramıyordu, yalnızlıktan başka hiçbir şey yakışmazdı ona. azametli olmalıydı yalnızlığı, güçlü ve sert bir kabuk gibi sarmalıydı onu ayakta kalabilmenin başka yolu yoktu, olamazdı.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

rumeli havası

“Bu, korkunç bir çocukluğun, sefil, bahtsız bir çocukluğun devamıdır.”


Sait Faik Abasıyanık


22 yaşındaydı ve tedirgindi


Sıcak bir çarşamba günüydü, bi haftadır darmadağın olan odasında, yatağının üstünde laptopı kucağına almış dünkü mezuniyet töreninden kalma saçlarıyla pijamalarıyla oturuyordu. Mutsuz değildi, üzgün de değildi herhangi bi duygu hali yoğun değildi yalnızca, yalnız ve işsizdi.
22 yaşındaydı ve tedirgindi, seksi ve çekici gibiydi de ama olmaya da bilirdi( zevkler değişkendir) entellektüel bilgisi fena değildi ancak işsiz ve dolayısıyla parasızdı. Salak bir çarşamba gününde kimileri çalışırken o işsiz ve parasız bir şekilde pinekliyordu evde. Yan odada babası 9 aylık kardeşini seviyordu. Bir an düşündü bu çarşamba çok sinsi ve lanetliydi sanki, ama genç kadın mutsuz değildi yalnızca 22 yaşındaydı ve tedirgindi. Bu sıcak çarşamba gününde bir çok insan çalışırken, tatilde olmayı hayal ediyordu. Ancak 22 yaşındaki genç kadın sırf paraya ihtiyacı olduğu için deli gibi çalışmak istiyordu, tüm kapıların kapalı olmadığını biliyordu ama açık olan kapılarda görünmüyordu, hepsi bu.
Tek istediği yarı zamanlı bir işte çalışmak ve gerizekalı birtakım insanlarla muhattap olmamaktı aslında ikinci kısmı başarıyordu da. Ama ters giden birşeyler vardı ancak anlamıyordu. Gerçekten tek istediği güvencesiz haftada 3-4 gün çalışabileceği sıradan, herhangi bir işti. SSK gibi bir beklentisi de yoktu. Üniversite mezunu olmak, hatta onca iş tecrübesi olmasına rağmen işsiz güçsüz kalmak bir garipti.
22 yaşındaydı ve tedirgindi.

12 Haziran 2012 Salı

island blues

mutsuz değiliz de durağanız, herkese rest çekiyor ve yalnızca eşit davrananlarla muhattap oluyoruz. daha fazla ilerleme, orda kal !

20 Mayıs 2012 Pazar

BiM

biz farklı şehirlerde, aşağı yukarı aynı itina ve nizamla yerleştirilmiş bim raflarında buluşuyorduk seninle. öyle bir oyun kurmuştuk sonra seni bim'de bırakıp yağmurlu sokaklarda yürümeye başlıyordum. kocaman ayaklarımın yanlarından patlattığı ayakkabımın içine su tanecikleri kaçıyordu bense yalnızlıktan ve kahırdan müsdarip yoluma devam ediyordum. her şey kendiliğinden gelişmişti, kendiliğimden büyümüştüm bundan 10 sene evvel kocaman gelen sokaklar ve apartmanlar minnacık kalıyordu gözümde, aklımın bir köşesine seni atmış acaba onun da böyle sokakları var mıdır diye düşünüyordum. ilkokuldan eve doğru uzanan yokuşu sekiz yıl boyunca yürümüştüm, boş ve dağınıktı. şimdi bim'in nizamından nasibini almış olacak ki tımar ediyorlardı onu da. hemen sağdaki boş arazi bir inşaatın ıssızlığı olmuştu, yağmur yağarken bağıran işçilerin sesini iletiyordu. onlar ki dünyayı yaratanlardı belki de ama yoktular. eve yaklaştıkça duvar yazılarının değiştiğini, bakkalların değiştiğini, korktuğum sokakların mânâsızlığını farkediyordum. eskiden koca mahallede 2 tane olan bakkal yerini adım başı dikilen minimarketlere bırakmıştı, anlayacağınız bizim sokakta küreselleşen ekonominin çeşitliliğinden nasibini almıştı. ama yine de hiçbiri şemsiyeli çikolata satmıyordu. olsaydı hemen ilk gördüğüm bakkaldan alırdım malum yağmur yağıyor beni belki yağmurdan korurdu. ama ayakkabılarım? onlar yırtıktı tıpkı 10 sene önceki gibi ama bugünkü yırtıklık bana acı vermiyordu belki de başka ayakkabılarım olduğu içindir.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

taksim'in simitçileri


bi çingene hüznüm var, yağmur yağdırıyor şimdi
mikail göz kırpışı olamaz mıydı
şimşek,
eğer tanrı olsaydı.

cumartesi bugün, yorgun, bitkin, perişan
akşam oldu çünkü bütün hafta yorgunluğu atılmalıydı
kızlar odakule'den aldıkları çakma bershka'ları giymişlerdi
çakma konversler, çakma ümitler, çıkma aşklar
ikinci kalite bir hüzne neden olmazlar mıydı?
asılları kader mahkumu eder zaten ne gerek var?

her kelimesi özenle seçilmiş konuşmalar,
müşteri hizmetlerini ararken biriktirdiğimiz haklı öfke
birini sevmeye çalışırken hep sol cebimizdeki otonom düşünce;
ya beni terkederse?

yağmurun yükselttiği toprak kokusunu 3 senedir duyamıyorum
ve
taksimdeki simitçilerin hiçbirine güvenmiyorum;
ya sivil polis çıkıyorlar
ya da ısıtılmış simitleri kakalıyorlar.

lümpen kroleter.