25 Temmuz 2012 Çarşamba
21 Temmuz 2012 Cumartesi
Çin Malı
03:38'de aniden uyandım genelde gece uyanmazdım bölüksüz olurdu uykularım. Telefonuma baktım 2 mesaj vardı cevapladım sonra bilgisayarı açtım ama bu açma olayı çok otomatikti kurulmuş gibi. Sanki uyanır uyanmaz ilk işim bilgisayarı açmakmış gibi. Takıldığım sitelere baktım, maillerime baktım sonra Chopin dinlemeye başladım. Bu arada yine yapmadığım birşeyi yaptım gece yemek yedim, bir terslik vardı çözemedim ama kafa da yormadım. Bana inanılmaz bir hüzün veriyordu zaten bu günler, hüzün günlerimdi...
Birazdan uyurum diye bakınmaya başladım, insanlar ne kadar çoktular, her biri ne kadar özel ve eşsizdi. Her biri bencil birer pislikti ben de öyleydim. Beni sevenleri üzer sevmeyenlerin peşinden giderdim kelimenin tam anlamıyla sıradan biriydim, hepimiz öyleydik. Ezan okundu bir ara küfredesim geldi o evin kıçının dibindeki cami ve ayarsız imamı çok rahatsız ediyordu beni aynı anda çok yakınlardaki diğer iki caminin imamı da ezan okumaya başladı bet sesleriyle, dinledim dinlemek zorundaydım. Mahallede çığlık atan çocuklara bağırıp susturabilirsin ama o lanet imam duymazdı sesini duysa bile ne düşündüğünün önemi yoktu, kabullenişlere göre hareket ediyordu. Ben de devam ettim.
Gecenin ürperten bir vahşeti yoktu aksine huzur veriyordu gökyüzüne bakarken o an tek isteğimin ne olursa olsun herhangi bir yere gitmek olduğunu anladım. Çözüm değil, doğru olan budur, beriki daha iyidir gibi telkinler duymak istemiyordum. Duvarlara çarpa çarpa, dizlerimi, ağzımı, gözümü kanata kanata yontulsaydım daha çok şey öğrenebilirdim. Ama ben bütün kabullenişlerimle adeta çip vasıtasıyla yüklenmiş hareketlerimle yonttum kendimi ya da çok nizami bir törpü tarafından( ama japon pazarından alınmış değil ).
Saat 05:55 olmuştu bir önceki paragrafı bitirirken aklıma geldi bunlar hepimiz biraz çin malı yaşamıyor muyduk? Çabuk tükenen, çabuk tüketen, mahremi olmayan ve sevgisiz. Ucuz eller tarafından üretilmediğimizi düşünüyorum ama bir terslik var belki de bunu çözersem bir sorun kalmaz. Kabul edilmek istemiyorum ama kimseyi dinlemek de istemiyorum yalnızca kafamı boşaltmalıyım...
Günaydın Türkiye, çin malı bir güne daha günaydın!
Birazdan uyurum diye bakınmaya başladım, insanlar ne kadar çoktular, her biri ne kadar özel ve eşsizdi. Her biri bencil birer pislikti ben de öyleydim. Beni sevenleri üzer sevmeyenlerin peşinden giderdim kelimenin tam anlamıyla sıradan biriydim, hepimiz öyleydik. Ezan okundu bir ara küfredesim geldi o evin kıçının dibindeki cami ve ayarsız imamı çok rahatsız ediyordu beni aynı anda çok yakınlardaki diğer iki caminin imamı da ezan okumaya başladı bet sesleriyle, dinledim dinlemek zorundaydım. Mahallede çığlık atan çocuklara bağırıp susturabilirsin ama o lanet imam duymazdı sesini duysa bile ne düşündüğünün önemi yoktu, kabullenişlere göre hareket ediyordu. Ben de devam ettim.
Gecenin ürperten bir vahşeti yoktu aksine huzur veriyordu gökyüzüne bakarken o an tek isteğimin ne olursa olsun herhangi bir yere gitmek olduğunu anladım. Çözüm değil, doğru olan budur, beriki daha iyidir gibi telkinler duymak istemiyordum. Duvarlara çarpa çarpa, dizlerimi, ağzımı, gözümü kanata kanata yontulsaydım daha çok şey öğrenebilirdim. Ama ben bütün kabullenişlerimle adeta çip vasıtasıyla yüklenmiş hareketlerimle yonttum kendimi ya da çok nizami bir törpü tarafından( ama japon pazarından alınmış değil ).
Saat 05:55 olmuştu bir önceki paragrafı bitirirken aklıma geldi bunlar hepimiz biraz çin malı yaşamıyor muyduk? Çabuk tükenen, çabuk tüketen, mahremi olmayan ve sevgisiz. Ucuz eller tarafından üretilmediğimizi düşünüyorum ama bir terslik var belki de bunu çözersem bir sorun kalmaz. Kabul edilmek istemiyorum ama kimseyi dinlemek de istemiyorum yalnızca kafamı boşaltmalıyım...
Günaydın Türkiye, çin malı bir güne daha günaydın!
20 Temmuz 2012 Cuma
garip
kendini kimsenin yanına yakıştıramıyordu, yalnızlıktan başka hiçbir şey yakışmazdı ona. azametli olmalıydı yalnızlığı, güçlü ve sert bir kabuk gibi sarmalıydı onu ayakta kalabilmenin başka yolu yoktu, olamazdı.
4 Temmuz 2012 Çarşamba
rumeli havası
“Bu, korkunç bir çocukluğun, sefil, bahtsız bir çocukluğun devamıdır.”
Sait Faik Abasıyanık
Sait Faik Abasıyanık
22 yaşındaydı ve tedirgindi
Sıcak bir çarşamba günüydü, bi haftadır darmadağın olan odasında, yatağının üstünde laptopı kucağına almış dünkü mezuniyet töreninden kalma saçlarıyla pijamalarıyla oturuyordu. Mutsuz değildi, üzgün de değildi herhangi bi duygu hali yoğun değildi yalnızca, yalnız ve işsizdi.
22 yaşındaydı ve tedirgindi, seksi ve çekici gibiydi de ama olmaya da bilirdi( zevkler değişkendir) entellektüel bilgisi fena değildi ancak işsiz ve dolayısıyla parasızdı. Salak bir çarşamba gününde kimileri çalışırken o işsiz ve parasız bir şekilde pinekliyordu evde. Yan odada babası 9 aylık kardeşini seviyordu. Bir an düşündü bu çarşamba çok sinsi ve lanetliydi sanki, ama genç kadın mutsuz değildi yalnızca 22 yaşındaydı ve tedirgindi. Bu sıcak çarşamba gününde bir çok insan çalışırken, tatilde olmayı hayal ediyordu. Ancak 22 yaşındaki genç kadın sırf paraya ihtiyacı olduğu için deli gibi çalışmak istiyordu, tüm kapıların kapalı olmadığını biliyordu ama açık olan kapılarda görünmüyordu, hepsi bu.
Tek istediği yarı zamanlı bir işte çalışmak ve gerizekalı birtakım insanlarla muhattap olmamaktı aslında ikinci kısmı başarıyordu da. Ama ters giden birşeyler vardı ancak anlamıyordu. Gerçekten tek istediği güvencesiz haftada 3-4 gün çalışabileceği sıradan, herhangi bir işti. SSK gibi bir beklentisi de yoktu. Üniversite mezunu olmak, hatta onca iş tecrübesi olmasına rağmen işsiz güçsüz kalmak bir garipti.
22 yaşındaydı ve tedirgindi.
23 Haziran 2012 Cumartesi
12 Haziran 2012 Salı
island blues
mutsuz değiliz de durağanız, herkese rest çekiyor ve yalnızca eşit davrananlarla muhattap oluyoruz. daha fazla ilerleme, orda kal !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)