20 Ağustos 2012 Pazartesi

Sözler

Burda kal. Öğlen avlusunda
zamanın yalın diline yerleş.
Ufka bakmanın meraklısı ol.
Maviye, beyaza, denize çalış.

Zakkumu anla!Ağusu,
tenime sürdüğüm merhemdir
diye beni, mırıldanıp şaşırt.

Ağustos'un hummalı böceğini
onun terli şarkısını
gayret et
Türkçe'ye çevir.

Taşlığı yıkamanın
asmayı budamanın
çıplak ayakla yürümenin
hayli zengin üslubunu edin.

Burda kal. Kalıcı zamanda.
Öğlen avlusunda.

Arın gövdenden. Kendin oluncaya
kadar soyun.

Ferah sular dökün.

Derin uyu.

Sina Akyol

1 Ağustos 2012 Çarşamba

çaresiz vodoo



Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak

Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.
Hergün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu
Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olsaydım
ölüm ve acılar çatsaydı beni
düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak
sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.
Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım
diri-gergin kasları konuşsaydm
"Kardeşler!" deseydim "Kardeşlerim!"
"Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
Bakın yaklaşıyor..."
yazık, şairler kadar cesur değilim
çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan
gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor

Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı
öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım
bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında
çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların
inanmazdım dosyalara sığacağına
gittikçe ışıldardım dükkanlar kararırken
hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı.

Benim adım bilinen bütün cevaplarına üstüne mühürlenmiş
ellerim tütsülenmiş
evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında
dirgenler, bakraçlar, tornavidalar
bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar
ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa
gövden açık bir hedef kılındı belalara.
Ve bu yüzden yakışıksız oluyor
insanları hummalı baharlar olarak tanımlamak
ve bu yüzden göğsümde dakikalar
ince parmaklar halinde geziniyor
konvoylar geçiyor meşelikler arasından
bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
ölümden anlayan ciddi bir yaprak
unutulacak diyorum, iyice unutulsun
neden büüyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak

İsmet Özel/1972










31 Temmuz 2012 Salı

Bayat Simit

Evvela evlat kısmı yaranamıyor anaya babaya arkadaş, veryansınla gireyim derken bir de kız evlat olunca işler hepten sarpa sarıyor bunu da belirtmek isterim. Yarı feodal bir ailedeysen ve bir kız evlatsan cumhurbaşkanı olsan da ev işlerini yapmak zorundasın, yemek yapmak zorundasın. İdeal bir eş olmak adına bütün donanıma sahip olmalısındır yoksa elin oğlu seni evinde barındırmazdır vs vs. Yıllar yılı okuyup da erkek eline muhtaç olmayım diye arkamda olan anacığım hep bu telkinlerde bulunmuştu. Neyse buradan bugünkü halı yıkama maceram ve ardından gelişen çok küçüklük zamanlarımızı hatırlatan küçücük bir anıya bağlanmak istiyorum...

Yaklaşık bir haftadır ev gündeminde olan halı yıkama işi sonunda bu pazartesi işsiz, güçsüz ve üniversite mezunu olan ben, erkek kardeşim ve annem üçlüsüyle halledilecekti en azından ben öyle sanıyordum. Ben bu işin adını eğlenceli olsun diye "Geleneksel Esenyurt Halı Yıkama Olimpiyatları" koydum. Bu arada yıkama öncesi, halı ıslama ve fırça dalında kardeşim altın madalyanın sahibi oldu. Bu ilk etap en kolay etap babam da olsa o da altın madalya alırdı derken 2 saatlik bekletmenin ardından halı yıkama işi üzerime kitlenmişti hakkıyla da yıkamıştım. Tabi ben halıyı yıkamaya başladığım esnada hemen iki sokak yukarımızda oturan babamın amcaoğlu ve eşi gelmişti. Fırsat bu fırsat misafir geldi bahanesiyle babam da semaverde çay demleme kararı aldı. Halı yıkamanın ardından çaya geçildi. Bizim yenge hanım kaynanasından çok çektiydi olay döndü dolaştı simite geldi.(Asıl anlatmak istediğim şey burada başlıyor lafı çok uzattım sanırım)

Simit Tokatlı'lar için mukaddes bir besindir. Birçok Tokatlı erkek büyük şeare(şehire) ilk geldiğinde yaygın bir esnek istihdam biçimi olarak simitçilik kâbilinden işler peşinde koşar. Benim dede bey de öyle yapmış babam hayatının bir kısmını simit satarak geçirmiş hal böyle olunca simit üzerinden değişik anılarımız da oluyor.

Bizim akraba çevresinde tam üç nesil bayat simitlerle büyüdü. Dedemin simitçi oluşundan ötürü kalan simitleri ısıtıp akşam da satamadığı takdirde eve getirirdi. Değişik bir adam dedem 60 yaşına kadar simit sattı 22 yıllık ömrümün önemli bir kısmında simit vardı ve önemliydi. Dedemin getirdiği simitler teyze çocuklarıma, dayı çocuklarıma ve tekmil mahalle çocuklarına nasip olmuştur. Kimi zaman çaya, çorbaya kedi batmaz edilmek suretiyle karnımız doyurulur kimi zaman ekmek aşı yapılırdı. O bayat simitlerle çok kış geçirdik, simitin kokusu hep çocukluğumu hatırlatmıştır. Hani bir de değişik bir kokusu vardır ve odayı doldurur ya hiç unutamıyorum o zamanları. Yıllar yılı simitle karnımı doyurmama rağmen hala da çok severim ama şimdi pastane simiti diye birşey çıkmış kimse kusura bakmasın hiç sahici gelmiyorlar.

Bazen simitlerin arasından açma ya da poğaça çıktığı da olurdu altın bulmuş kadar sevinirdik. Şansı ve lüksü simgelerdi poğaça ve açma tıpkı kremalı büsküvi gibi.

27 Temmuz 2012 Cuma

çıldırmıycam

idealist olmamak lazım şu lanet olası dünyada ( sanki başka dünya var da ) gevşek ve yavşak olmak en güzeli. hayırlı evlat, hayırlı vatandaş, hayırlı kul, hayırlı arkadaş olmak için. idealist olursanız parasız pulsuz kalırsınız, çıldırmak üzeresinizdir hep ancak bir türlü çıldıramazsınız. aklı selim olmak yerine aklı beş karış havaya dikmek lazım gelir.

sevgiler...

KIŞ KIŞ CİNLER

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Çin Malı

03:38'de aniden uyandım genelde gece uyanmazdım bölüksüz olurdu uykularım. Telefonuma baktım 2 mesaj vardı cevapladım sonra bilgisayarı açtım ama bu açma olayı çok otomatikti kurulmuş gibi. Sanki uyanır uyanmaz ilk işim bilgisayarı açmakmış gibi. Takıldığım sitelere baktım, maillerime baktım sonra Chopin dinlemeye başladım. Bu arada yine yapmadığım birşeyi yaptım gece yemek yedim, bir terslik vardı çözemedim ama kafa da yormadım. Bana inanılmaz bir hüzün veriyordu zaten bu günler, hüzün günlerimdi...

Birazdan uyurum diye bakınmaya başladım, insanlar ne kadar çoktular, her biri ne kadar özel ve eşsizdi. Her biri bencil birer pislikti ben de öyleydim. Beni sevenleri üzer sevmeyenlerin peşinden giderdim kelimenin tam anlamıyla sıradan biriydim, hepimiz öyleydik.  Ezan okundu bir ara küfredesim geldi o evin kıçının dibindeki cami ve ayarsız imamı çok rahatsız ediyordu beni aynı anda çok yakınlardaki diğer iki caminin imamı da ezan okumaya başladı bet sesleriyle, dinledim dinlemek zorundaydım. Mahallede çığlık atan çocuklara bağırıp susturabilirsin ama o lanet imam duymazdı sesini duysa bile ne düşündüğünün önemi yoktu, kabullenişlere göre hareket ediyordu. Ben de devam ettim.

Gecenin ürperten bir vahşeti yoktu aksine huzur veriyordu gökyüzüne bakarken o an tek isteğimin ne olursa olsun herhangi bir yere gitmek olduğunu anladım. Çözüm değil, doğru olan budur, beriki daha iyidir gibi telkinler duymak istemiyordum. Duvarlara çarpa çarpa, dizlerimi, ağzımı, gözümü kanata kanata yontulsaydım daha çok şey öğrenebilirdim. Ama ben bütün kabullenişlerimle adeta çip vasıtasıyla yüklenmiş hareketlerimle yonttum kendimi ya da çok nizami bir törpü tarafından( ama japon pazarından alınmış değil ).

Saat 05:55 olmuştu bir önceki paragrafı bitirirken aklıma geldi bunlar hepimiz biraz çin malı yaşamıyor muyduk? Çabuk tükenen, çabuk tüketen, mahremi olmayan ve sevgisiz. Ucuz eller tarafından üretilmediğimizi düşünüyorum ama bir terslik var belki de bunu çözersem bir sorun kalmaz. Kabul edilmek istemiyorum ama kimseyi dinlemek de istemiyorum yalnızca kafamı boşaltmalıyım...

Günaydın Türkiye, çin malı bir güne daha günaydın!