annemin araköyde sıyırdığı mahlepleri ve para makinası salyangozları, düş yordamıyla elliyorum. bu satırları size şeftali kokulu odamdan yazıyorum. teyzeler, ananeler, teyze kızları, teyze kızlarının çocukları ve mini minnak bir " bulut ", bugün hava çok güzel sevgili okur, yeni bir şeye başlamanın tam havası. tepemdeki raftan el sallayan kitaplar, arkamdaki masada bekleyen "insan kaynakları" ders notları ve bir türlü hocalarını ikna edemediğim mazeret sınavı tarihleri var kafamda. bir yerde temize çekilmeyi beklenen bir konuşma, diğer yanda çalışılacak dersler, bir yanda dinleti notları.
otobüste düşündüklerimi eve gelince nedense unutuyorum. babaların o eve girince baba olması halleri benim eve girince 5 yaşındaki çocuğa dönüşmemle eş değer gibi. çok genç olmanın çok kere vurgulanması, otobüsün rahatsız koltukları ve telefonda gelişen sevgili kavgaları kafamı karıştırıyor. 21 yaşında emekli kadın hayalleri kurup bir köye yerleşmeli düşleri kurmak için çok erken değil çünkü hiçbir zaman emekli olamayacağımı biliyorum.
yalnızlığa o kadar çok alışmak ki bütün sosyal iletim ağlarını kapamak kadar ciddi kararları tetikliyor. ben artık yok olabilirim ya da başka birşey olabilirim. beni ben yapan şeyler yok, beni ben yapan benim. o halde herkese karşı suskun kalmakta ve hiçbir şeyi anlatmamakta diretmek çok yerinde bir karar olur.
ben kimseyle oturup şiir yazmadım.
4 Aralık 2011 Pazar
2 Aralık 2011 Cuma
25 Kasım 2011 Cuma
uyuklamalı sayıklama
" geçer geçer " baştan savmalı, kendini ön plana atmalı fedakarlık oyunlarıydı baş ağrımın nedeni... hayır hayır, yanında 3 saatlik derin bir rüzgar da olmalı, afiyetle işlenecek bir akşam cinayeti için. sayıklamalı değil, uyuklamalı konuşuyorum. saçlarımın kabarması sinirimi bozuyor.
köşedeki kazıkçı bakkaldan aldığım büsküviyi kırıntılarını hoyratça saçarak birkaç kişiyle yedik. ne zaman acil biryere yetişmem gerekse herhangi bir köşedeki gereksiz, kazıkçı bakkal beni lafa tutar. hayır efendim saçlarım perma değil! doğal !
çoktan kanıtlamalı gerçekleriniz olduğunu düşünürsünüz doğal yerlerinize insanlar şaşırıyorsa. hem sinirlenip hem sakin gibi görünmek çok büyük bir eziyet. başım ağrıyor, taşıyamıyorum. çoktan seçmeli sınavların ağırlığını sırtımdan atalı henüz 3,5 yıl kadar olmuştu, hastalığım pazarları nüksedebilir. gereksiz ayrıntılardan biriktirdiğim takıntılarımla daha fazla mide yanması ve mide bulantısı biriktirebilirdim ancak stres bana çok cömert kabız bile edebiliyor.
kulüp odasında poşete kusmaya çabalarken onca insanın içinde, gereğinden fazla doğal olduğumu farkettim. daha sonra farkettim öğürtülerim insanları tiksindirebilirdi oysa ben bu tür konularda tiksinmeyi pek bilmezdim. anladım. önemliydi dünyayı başkalarının gözünden görmek.
ellerim çok üşüdü ya ayaklarım? başım ağrıyor, tüm günün hıncını alırcasına zonkluyor. köşe yazılarını saklamak gibi huylar edinseydim ya da kupon biriktirmek gibi hobiler; eminim baş ağrılarımı da biriktirirdim. ilaç isimlerini saymayı sevmem ama apranax, parol, aprol fort ve minoset gibi sikik ilaçlar bir boka yaramıyor.
uykuuu
uykuuuuu
uykuuuuuuu
köşedeki kazıkçı bakkaldan aldığım büsküviyi kırıntılarını hoyratça saçarak birkaç kişiyle yedik. ne zaman acil biryere yetişmem gerekse herhangi bir köşedeki gereksiz, kazıkçı bakkal beni lafa tutar. hayır efendim saçlarım perma değil! doğal !
çoktan kanıtlamalı gerçekleriniz olduğunu düşünürsünüz doğal yerlerinize insanlar şaşırıyorsa. hem sinirlenip hem sakin gibi görünmek çok büyük bir eziyet. başım ağrıyor, taşıyamıyorum. çoktan seçmeli sınavların ağırlığını sırtımdan atalı henüz 3,5 yıl kadar olmuştu, hastalığım pazarları nüksedebilir. gereksiz ayrıntılardan biriktirdiğim takıntılarımla daha fazla mide yanması ve mide bulantısı biriktirebilirdim ancak stres bana çok cömert kabız bile edebiliyor.
kulüp odasında poşete kusmaya çabalarken onca insanın içinde, gereğinden fazla doğal olduğumu farkettim. daha sonra farkettim öğürtülerim insanları tiksindirebilirdi oysa ben bu tür konularda tiksinmeyi pek bilmezdim. anladım. önemliydi dünyayı başkalarının gözünden görmek.
ellerim çok üşüdü ya ayaklarım? başım ağrıyor, tüm günün hıncını alırcasına zonkluyor. köşe yazılarını saklamak gibi huylar edinseydim ya da kupon biriktirmek gibi hobiler; eminim baş ağrılarımı da biriktirirdim. ilaç isimlerini saymayı sevmem ama apranax, parol, aprol fort ve minoset gibi sikik ilaçlar bir boka yaramıyor.
uykuuu
uykuuuuu
uykuuuuuuu
24 Kasım 2011 Perşembe
bilmem ki
ders, çalışıyordum bir taraftan da düşünüyordum. çoktan beri yazmadığımı hatırladım. hem zaten güzel şeyler yazmıyorum ama kafam boşalmış oluyordu en azından. zaten burası biraz mabed gibi herkes göremiyor, görmek isteyen geliyor. iki gündür aynı şarkıyı dinliyorum, iki haftadır ağlayacak gibiyim. iki gün önce ağlamıştım, sonra ci ile konuştum rahatladım. onu da kırmıştım daha önce ama olmayacak dualara amin demeyecek kadar akıllı bir kafirim.
güvende olma isteği güvensizleştirmiyordu beni? yalnız kalıyordum. sebepler buluyordum. en nihayetinde kendimle mütabık olduğum bir noktam vardı o da güzel bir kadın olmayışımdı. hep yakın arkadaşlar, çok sempatiksin, çok okuyorsun gibi şeyler söyleyip sanki 21. yüzyılda sevilmek kıstası bunlarmış gibi konuşuyorlar. sevilmek için yapmıyordum bunları ki sevilmek için özel çaba harcamak da saçma değil mi zaten? çok güzel şiirler yazmak isterdim ama yok o istidad. beni öldüresiye ağlatacak bir şarkı arıyorum ama kimsenin olmaması da gerekiyor ağlamak için. nedense herkes var etrafımda.
evet mutsuzum, bu uzun bir süre böyle de gidecek gibi.o beklenen kişinin, o doğru kişi dediklerinin gelmeyeceğini biliyordum. evet tek derdim sevilmek değil ama bu sıralar tek derdim oymuş gibi davranıyorum. gerçekten yaşamanın gerekliliğini sorgular haldeyim, kendimi yok edecek kadar cesur değilim ama bu hayata devam edebilecek kadar zavallıyım. bu zavallı sürüngen halimi neden istiyorum anlamıyorum. başka bir sürüngene ihtiyacım var daha fazla sürünmek için. ben gibisi lazım galiba, umutsuzum.
ilk kez değil bunlar oluyordu da arada bu defa daha kötü oldu sanki. bir çoğuna göre genç oluşumu kenara koyarsak eğer geçen zamanla birlikte mutsuzluklarımı daha ağır geçiriyorum. bu böyle devam ederse otuzuma varmadan kahır yükü olabilirim.
güvende olma isteği güvensizleştirmiyordu beni? yalnız kalıyordum. sebepler buluyordum. en nihayetinde kendimle mütabık olduğum bir noktam vardı o da güzel bir kadın olmayışımdı. hep yakın arkadaşlar, çok sempatiksin, çok okuyorsun gibi şeyler söyleyip sanki 21. yüzyılda sevilmek kıstası bunlarmış gibi konuşuyorlar. sevilmek için yapmıyordum bunları ki sevilmek için özel çaba harcamak da saçma değil mi zaten? çok güzel şiirler yazmak isterdim ama yok o istidad. beni öldüresiye ağlatacak bir şarkı arıyorum ama kimsenin olmaması da gerekiyor ağlamak için. nedense herkes var etrafımda.
evet mutsuzum, bu uzun bir süre böyle de gidecek gibi.o beklenen kişinin, o doğru kişi dediklerinin gelmeyeceğini biliyordum. evet tek derdim sevilmek değil ama bu sıralar tek derdim oymuş gibi davranıyorum. gerçekten yaşamanın gerekliliğini sorgular haldeyim, kendimi yok edecek kadar cesur değilim ama bu hayata devam edebilecek kadar zavallıyım. bu zavallı sürüngen halimi neden istiyorum anlamıyorum. başka bir sürüngene ihtiyacım var daha fazla sürünmek için. ben gibisi lazım galiba, umutsuzum.
ilk kez değil bunlar oluyordu da arada bu defa daha kötü oldu sanki. bir çoğuna göre genç oluşumu kenara koyarsak eğer geçen zamanla birlikte mutsuzluklarımı daha ağır geçiriyorum. bu böyle devam ederse otuzuma varmadan kahır yükü olabilirim.
2 Kasım 2011 Çarşamba
şu yalan dünyadan usandım
Anadolu olabilmek vardı, övündüğümüz şeyler olabilseydik keşke. Ben ne şehirliyim ne köylüyüm, kendimi hiçbiryere hiç kimseye ya da hiçbir nesneye ait hissetmedim zaten hiçbiryerim, hiç kimsem ve hiç nesnem de olmadı.
Bıktım, inan ki bıktım... Bu kendini anlatamamalar, yaşamdan usanmalar, henüz çok yıllar geçmese de çabucak eskimeler, herşeyi bilmeler fakat gerekenleri yapamamalar. Yazdıklarıma dönüp bakıyorum ara sıra komik buluyorum, geçip gidiyor. Zaman geliyor ki o an hissettiğim acı, dünyanın en beter acısıymış gibi geliyor. Garip değil mi, dünyanın biryerlerinde benim gibi canı sıkılan ve o anki hislerini dünyanın en ağır acısıymış gibi hisseden birkaç tane insan vardır mutlaka. Ama ne onlar beni, ne ben onları anlarım.
Yalnız kalmak/kalmamak işte bütün mesele bu. Ne zaman yalnız ne zaman yalnız değiliz bilmiyoruz. Yalnız kelimesinin tekbaşınalık anlamıyla karşıtını bulamadığımız gibi her zaman yalnız olduğumuzun farkında da değiliz.
Benim memlekete gitme zamanım geldi, gidemiyorum.
Bu arada benim Bulut adında bir erkek kardeşim daha oldu, yarın 40'ını çıkaracağız. Otobüste Bulut'un birgün 20li yaşlara geleceğini, annemlerin öleceğini gözümün önüne getirdim. Tabi bu acıyı anlamamanız çok doğal. Bulut çok küçük, el kadar, mucize gibi geliyor bana. Annesi gibi hissediyorum bazen kendimi, işten gelirken okuldan gelirken bir an önce ona kavuşmayı istiyorum. Çok değişik kaygılar besliyorum, kaygılar korkularımı ortaya çıkarıyor. Otobüste ağladım, gerçekten ağladım. Birden annemin babamın öldüğü geldi gözümün önüne, tutamadım kendimi. Ben çok korkak biriyim, gerçekten çok korkak.
Bıktım, inan ki bıktım... Bu kendini anlatamamalar, yaşamdan usanmalar, henüz çok yıllar geçmese de çabucak eskimeler, herşeyi bilmeler fakat gerekenleri yapamamalar. Yazdıklarıma dönüp bakıyorum ara sıra komik buluyorum, geçip gidiyor. Zaman geliyor ki o an hissettiğim acı, dünyanın en beter acısıymış gibi geliyor. Garip değil mi, dünyanın biryerlerinde benim gibi canı sıkılan ve o anki hislerini dünyanın en ağır acısıymış gibi hisseden birkaç tane insan vardır mutlaka. Ama ne onlar beni, ne ben onları anlarım.
Yalnız kalmak/kalmamak işte bütün mesele bu. Ne zaman yalnız ne zaman yalnız değiliz bilmiyoruz. Yalnız kelimesinin tekbaşınalık anlamıyla karşıtını bulamadığımız gibi her zaman yalnız olduğumuzun farkında da değiliz.
Benim memlekete gitme zamanım geldi, gidemiyorum.
Bu arada benim Bulut adında bir erkek kardeşim daha oldu, yarın 40'ını çıkaracağız. Otobüste Bulut'un birgün 20li yaşlara geleceğini, annemlerin öleceğini gözümün önüne getirdim. Tabi bu acıyı anlamamanız çok doğal. Bulut çok küçük, el kadar, mucize gibi geliyor bana. Annesi gibi hissediyorum bazen kendimi, işten gelirken okuldan gelirken bir an önce ona kavuşmayı istiyorum. Çok değişik kaygılar besliyorum, kaygılar korkularımı ortaya çıkarıyor. Otobüste ağladım, gerçekten ağladım. Birden annemin babamın öldüğü geldi gözümün önüne, tutamadım kendimi. Ben çok korkak biriyim, gerçekten çok korkak.
9 Ekim 2011 Pazar
2 Ekim 2011 Pazar
tel cambazının kendi başına söylediği şiir
Beş kere yedi mi dediniz, dursun
Yıldız poyraz gündoğusu, dursun
Fasulya mı dediniz, dursun
Ben varım sen varsın o var
Dursun,
Ben şimdi gelirim.
Ben eskiden hep acıkırdım
Alıp başımı ekmeklere giderdim
Eski evlerde orospulara giderdim
bulutlu geniş meydanlara giderdim
Sevdalı şiirlere giderdim
Şimdi doymadım ama unuttum
Devenin başı mı dediniz, dursun
Dursun,
Ben şimdi gelirim.
Bu işte bir şey var anlamadım
Körpe kadınlar basık odalarda mı, dursun
Hoyrat gemiciler uzun seferlerde
Darağacında bir adam mı dediniz, dursun
Yeraltında gizli sandık mı, dursun
Bahçeler dursun, kızlar dursun
Anlattıklarım, anlatamadıklarım, anlatamayacaklarım
Senin yakanda bir el mi var dediniz, dursun
Dursun,
Ben şimdi gelirim
Turgut Uyar
Yıldız poyraz gündoğusu, dursun
Fasulya mı dediniz, dursun
Ben varım sen varsın o var
Dursun,
Ben şimdi gelirim.
Ben eskiden hep acıkırdım
Alıp başımı ekmeklere giderdim
Eski evlerde orospulara giderdim
bulutlu geniş meydanlara giderdim
Sevdalı şiirlere giderdim
Şimdi doymadım ama unuttum
Devenin başı mı dediniz, dursun
Dursun,
Ben şimdi gelirim.
Bu işte bir şey var anlamadım
Körpe kadınlar basık odalarda mı, dursun
Hoyrat gemiciler uzun seferlerde
Darağacında bir adam mı dediniz, dursun
Yeraltında gizli sandık mı, dursun
Bahçeler dursun, kızlar dursun
Anlattıklarım, anlatamadıklarım, anlatamayacaklarım
Senin yakanda bir el mi var dediniz, dursun
Dursun,
Ben şimdi gelirim
Turgut Uyar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)